KARATE-DO YOLUNDA BİR ÖMÜR SENSEİ Atilla ÇELİKTÜRK
KARATE-DO YOLUNDA BİR ÖMÜR SENSEİ Atilla ÇELİKTÜRK

Bu biyografi, sadece bir spor kariyerinin kuru anlatımı değil, aynı zamanda azmin, fedakarlığın ve bilgelikle dolu bir yaşam felsefesinin edebi bir yansımasıdır.
1955 İstanbul doğumlu Atilla Çeliktürk, bedensel disiplinle ruhsal arayışın iç içe geçtiği, mücadele ve adanmışlıkla örülü bir yaşamın sembolüdür.
O’nun hikayesi, sıradan bir sporcunun ötesinde, Türk Karatesinin temellerini atan, onu uluslararası arenaya taşıyan ve nesilden nesile aktarılan bir mirası inşa eden bir Sensei’nin destanıdır. Bu biyografi, sadece bir spor kariyerinin kuru anlatımı değil, aynı zamanda azmin, fedakarlığın ve bilgelikle dolu bir yaşam felsefesinin edebi bir yansımasıdır.
Bedensel Disiplinden Ruhsal Arayışa: İlk Adımlar

Çeliktürk’ün Mithat Okay sempai ile tanışması, onu Karate-Do’nun derinliklerine çekti.
Genç Atilla, 1970 yılında İstanbul-TAGAR spor merkezinde vücut geliştirme ile başladığı spor serüvenine, kısa sürede boksun dinamik dünyasıyla devam etti. Feriköy, Beşiktaş ve ardından Dolmabahçe stad tesislerinde, TSYD (Türkiye Spor Yazarları Derneği) kulübünde, efsanevi Vural İnan hocanın (rahmet ve saygıyla anıyoruz) ve sonrasında Bülent Sümer hocanın gözetiminde, 71 kg sporcusu olarak ringlere çıktı. Ancak, boks onda bir boşluk hissi uyandırdı ve ruhu farklı bir arayışa yöneldi. Bu arayış, onu 1971 yılında Judo’nun zarif dünyasına taşıdı. Erol Adıyaman ve Kutlu Ural senseilerin yüksek ambiyanslı dersleri, Atilla’nın içsel yolculuğuna yeni bir boyut kattı. Hiçbir antrenmanı kaçırmayan bu genç sporcu, disiplinin ve sürekli öğrenmenin felsefesini içselleştirmeye başlamıştı bile.
Karate-Do ile Buluşma: Bir Felsefenin Doğuşu
1971 yılı, Atilla Çeliktürk’ün hayatında bir dönüm noktası oldu. Hakkı Koşar’ın asistanı, mavi kuşaktan kahverengi kuşağa yeni terfi etmiş Mithat Okay sempai ile tanışması, onu Karate-Do’nun derinliklerine çekti. Mithat sempai ile kurduğu güçlü dostluk bağı, Karate-Do’ya olan bağlılığını perçinledi. Kısa sürede yeteneği ve azmi fark edilen Atilla, 1973’te Hakkı Koşar’ın Kadıköy Altıyol’daki, 1974’te ise Moda’da açılan yeni dojosunda asistanlık görevine getirildi. 1975’te ise Şaşkınbakkal’daki dojo’da hem Judo hem de Karate-Do branşlarında asistanlık yaparak çok yönlü birikimini pekiştirdi.
O yıllarda elit sporcuların antrenman saatleri ile kendi asistanlık görev saatlerinin farklı olması, Atilla’yı yıldırmadı. Aksine, her bir elit antrenmanı kaçırmamakla kalmadı, eksiklerini kapatmak için özel antrenmanlar da yaparak kendini sürekli geliştirdi. Büyükada’da yaşadığı dönemde, ulaşım zorlukları nedeniyle iki yıl boyunca “Karate-Do için; Karate-Do dojosunda yaşam” felsefesini benimseyerek, adeta dojonun ruhuyla bütünleşti. Bu dönem, onun sadece bedensel değil, ruhsal olarak da karatenin bir parçası olmasını sağladı.

Eğitim ve öğretime her zaman açık oldu, öğrendi-öğretti.
Türk Karatesinin Temelleri: Yenilikçilik ve Rekabet
Hakkı Koşar’ın öğrettikleriyle beslenen Atilla Çeliktürk, Serdar Sıtaç, Rıfat Egemen, Hakan Alpay ve Doğan Kılıç gibi diğer öncü isimlerle birlikte, 1977’de kendi dojo’larını açarak Karate-Do’ya yeni uygulama tarzları getirdi. Bu yenilikçi yaklaşımlar, doğal olarak dojolar arası sağlıklı bir rekabete yol açtı. Bu rekabet ortamı, Türk Karatesine müthiş bir kalite ve sayısız yeni yeteneğin kazandırılmasına vesile oldu. İlk sessiz çalışmalar, zamanla turnuvalara dönüştü ve hocalar, yetiştirdikleri öğrencilerle birlikte, hatta bazen onlarla dövüşerek, karatenin gelişimine öncülük ettiler. Bu süreçte gençleri hakem olmaya teşvik etmeleri, yeşil kuşaklı öğrencilere dahi “oss hocam” diye hitap etmeleri, karatenin saygı ve disiplinini yeni nesillere aktarmadaki vizyonlarını gösteriyordu. Bu yaklaşım sayesinde sayısız milli hakem yetişti ve Türk Karatesinin geleceği sağlam temellere oturdu.
1974’ten itibaren yurt dışındaki tüm kurs ve seminerlere katılarak, edindikleri bilgileri ülkeye taşıdılar. Hakkı Koşar’ın eğitime verdiği önemle, Atilla Çeliktürk ve Hakan Alpay’ın bu mirası devam ettirmesi, o dönemde Türk Karatesinin mükemmel seviyelere ulaşmasını sağladı. Alev Oral’ın Londra’dan dönerek getirdiği güncel teknik ve kata uygulamalarıyla yaptığı katkılar, bu gelişmede kritik bir rol oynadı. Atilla Çeliktürk, Alev Oral ve Hakan Alpay’ın çabalarıyla Türk Karatesi uluslararası alanda ciddiyet kazandı.
Zorlu Yılların Destanı: Fedakarlık ve Milli Ruh

Türk Karatesinin adını uluslararası arenada duyurdu.
O yıllarda bağımsız bir karate federasyonu yoktu. Kamp olanakları, Karate Gi, eşofman, iaşe, konaklama, pasaport ve seyahat masrafları dahil her şey, Atilla Çeliktürk ve arkadaşları tarafından ceplerinden karşılanıyordu. Hatta E.A.K.F (Avrupa Karate Federasyonu)’nin yıllık üyelik aidatını bile kendi imkanlarıyla ödüyorlardı. 1975 yılında Yugoslavya’da Balkan, aynı ay İtalya’da Avrupa Şampiyonalarında ülkemizi temsil ederken yaşadıkları zorluklar, onların bu spora olan derin aşklarının ve fedakarlıklarının bir göstergesiydi.
1975-1977 yılları arasında vatani görevini ifa eden Atilla Çeliktürk, askerlik dönüşü 1977 Mayıs’ında Londra’daki geleneksel kurslara katılarak JKA siyah kuşağını aldı. Daha önce K.S.K.C.’de siyah kuşak sahibi olsa da, bu uluslararası kemer onun için ayrı bir anlam taşıyordu. 1975, 1977, 1978, 1979 ve 1980 yıllarında düzenlenen tüm Balkan, Avrupa ve Dünya şampiyonalarına katılarak, Türk Karatesinin adını uluslararası arenada duyurdu.
Bugün ülkemizde bir Türk Karatesinden bahsedebiliyorsak, hatta bir federasyonumuz varsa, bunu tamamen T.A.K.O (Türk Karate-Do Organizasyonu)’ya borçluyuz. Hakkı Koşar, Atilla Çeliktürk, Alev Oral, Serdar Sıtaç, Rıfat Egemen, Hakan Alpay, Halil Ödemiş ve diğerlerinin emekleri, bu büyük başarının temelini oluşturur. 1981 yılında rahmetli Cihat Uskan başkanlığında Judo Federasyonuna bağlanmasıyla, Türk Karate-Do’su kurumsal bir kimlik kazandı. 10 yıl boyunca Judo ve Karate Federasyonu tek çatı altında çalıştı. 1981’de kurulan ilk milli takım, Yugoslavya Üsküp’te ilk milli temasını kurdu. 1982 yılında İsviçre’nin Zürih kentinde düzenlenen Avrupa Büyükler Şampiyonasına ilk kez milli takım olarak katılım, Türk Karatesinin uluslararası yolculuğunda önemli bir milat oldu.

Türk sporuna 10 yıl milli sporcu olarak hizmet verdi.
Cihat Uskan başkanın, rahmetli Yavuz Kutlu ile Atilla Çeliktürk’ü Sarıyer Mersinli Ahmet Tesislerine götürüp “bu tesislerden artık siz de yararlanacaksınız” demesi, yıllarca kendi imkanlarıyla mücadele eden bu öncüler için büyük bir şaşkınlık ve gurur kaynağı olmuştu. Devletin desteğiyle resmi İstanbul ve Türkiye şampiyonaları düzenlenmeye başlandı ve Hakkı Koşar’ın dojosu dışındaki devlet tesislerinde ilk kez yarışma imkanı doğdu. Bu zorlu başlangıçların, genç nesiller tarafından bilinmesi, Türk Karatesinin geldiği noktayı anlamak adına hayati önem taşır.
Hakkı Koşar, Kazım Aktan, Ramazan Selek, Uğur Kesim, Zafer Altıok, Hüseyin Bahar, Mithat Okay, Sezai Özbek, Atilla Balamir, Serdar Sıtaç, Hakan Alpay, Alev Oral, Doğan Kılıç, Halil Ödemiş, Yavuz Kutlu, Ömer Doğanlar, Rıfat Egemen ve Atilla Çeliktürk gibi niceleri, bu zorlu yolun yılmaz savaşçıları oldular. Birçoğu aramızdan ayrılmış olsa da (Allah rahmet eylesin), onların mirası yaşamaya devam ediyor.
Uluslararası Başarılar ve Küresel Bir Vizyon
1984 yılında Merhum Cihat Uskan başkan tarafından W.U.K.O Dünya Şampiyonası için teknik direktörlük görevine getirilen Atilla Çeliktürk, Türk Milli Takımının W.U.K.O’da ilk kez yarışmasını sağladı. Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde katıldığı seminerlerden edindiği teknik-taktik bilgileri Türk milli takımlarına adapte ederek, uluslararası rekabette başarı elde etmenin yolunu açtı.
1985 yılında Karate Federasyonunun yeni başkanı İbrahim Öztek tarafından tekrar Milli Takımın başına getirilen Atilla Çeliktürk, 52 milli sporcu ile 30 gün süren Sarıyer Mersinli Ahmet kampı sonrası, Türk Genç Takımını Avrupa Şampiyonu yaparak tarihe geçti. 1984-1994 yılları arasında Türk milli takımlarında hem milli takım teknik direktörü hem de milli takımlar baş antrenörü olarak görev aldı.

Atilla Çeliktürk, Mustafa Şaban Oğuz ile yaptığı karşılaşmadan galibiyet ile ayrıldı.
1994 yılında Suudi Arabistan Karate Federasyonu’nun teklifi üzerine Suudi Milli Takımını çalıştırma görevini kabul etti. Temmuz 1994’te Riyad’a giderek, Suudi Arabistan’ın birçok bölgesinde eğitim çalışmaları yaptı. Bu çalışmalar, onları modern Karate’ye adapte etmek ve milli sporcu olacak genç yetenekleri bulmak üzerine odaklandı.
Türk sporuna 10 yıl milli sporcu olarak hizmet veren Atilla Çeliktürk, tam 13 yıl boyunca Türk Milli Takımlarına Antrenörlük ve Teknik Direktörlük yapmıştır. Ayrıca Suudi Arabistan’da (1994, 1997, 2002) ve Ürdün’de (2003) Milli Takım Antrenörlüğü, 2007, 2008, 2009 ve 2010 yıllarında ise tekrar Suudi Arabistan’da Milli Takım Teknik Direktörlüğü görevlerini üstlenerek uluslararası tecrübesini pekiştirmiştir.
2009 yılında Esat Delihasan’ın federasyon başkanı olmasıyla yeniden Türk Milli Takımı Teknik Direktörlüğüne getirilen Sensei Atilla Çeliktürk, Türkiye Karate Federasyonu’ndan 8. Dan ve 5. Kademe Teknik Direktör seviyesiyle, 20 yılı aşkın uluslararası tecrübeye sahip, yaşayan bir efsanedir.
Bir Yaşam Boyu Miras: Sensei Atilla Çeliktürk
Sporculuk kariyerinde sayısız madalya ve ödül kazanan Atilla Çeliktürk, antrenörlükte de Türk Karatesine ilk Avrupa ve Dünya şampiyonlarını kazandırmıştır. Modern Karatenin Türkiye’ye adapte edilmesinde, hem şampiyonlar hem de değerli antrenörler yetiştirilmesinde büyük katkıları olmuştur. Yurt dışında sayısız kurs ve seminer vererek, siyah kuşak terfi imtihanları yaparak, karatenin felsefesini ve tekniklerini tüm dünyaya yaymıştır.

Hala aktif olarak Karate ile ilgili faaliyetlerine devam eden Atilla Çeliktürk, yurt içi ve dışında seminer ve eğitim çalışmaları yapmakta, bu hizmetleri karşılığında herhangi bir ücret almamaktadır. O, Türk Karate-Do sporuna öncülüğüyle, gayretiyle, tecrübeleriyle, liderliğiyle enerji, yürek, emek ve ömür vermiş, bu sporu “birlerden alıp binlere ulaştırarak büyük bir camiaya dönüştürmüş” öncülerin başında gelmektedir.
Atilla Çeliktürk, sadece bir spor figürü değil, aynı zamanda karatenin derin felsefesini yaşamının merkezine oturtmuş, nesillere ilham veren, adanmışlık ve bilgelikle dolu bir “Sensei”dir. Ona sağlıklı, hayırlı, huzurlu, uzun bir ömür diliyor, yürek dolusu sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Türk Karatesi, onun gibi öncülerin ışığında parlamaya devam edecektir.
Yazan: Yakup MELETLİ, Oss..!
Sevgili Yakup sensei,
Hakkımdaki görüş ve düşünceleriniz için çok teşekkür ederim.
Yazınızda objektif olmanız sizi camiamız tarafınıdan kabul görmenizi sağlayacaktır.
Türk Karate-Do camiasında nice değerli hocalarımız vardır,onlar hakkında da yapacağınız böylesi güzel ve kaliteli analizler ve değerlendirmeler,
Camiamıza çok katkıları olacağını inancındayım..
Yeni yazılarını bekliyoruz..OSS…
İlk gençlik yıllarımda idollerimizden birisi olan Atilla Çeliktürk, Türk Karatesinde unutulmayacak bir yere sahiptir. Selamlarımla.
Mustafa Aygün
Türk karatesine yaptığı hizmetler, Geleneksel karatede taviz vermeyen duruşu , yüksek insanı yapısı ile Dost dediğim dürüst insan Atila hocama Sağlık dileklerimle Selam ve saygılarımı iletiyorum. Türk karatesinin yetiştirdiği ender insanlar arasındadır.