HER İNSAN, KENDİ YOLUNUN SAVŞCISIDIR!

Yakup MELETLİ

KALEMİMİN İZİNDE
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

HER İNSAN, KENDİ YOLUNUN SAVŞCISIDIR!


Karate-Do’nun özü, yalnızca yumruk ve tekmelerden ibaret bir mücadele sanatı değildir. O, insanın öncelikle kendi nefsini, korkularını, zaaflarını ve tutkularını eğitme yolculuğudur.

Sensei Yakup MELETLİ

Sensei Yakup MELETLİ

Japon savaş sanatları geleneğinde sıkça vurgulanan bir anlayış vardır: İnsan, gerçek rakibini dışarıda değil, kendi içinde aramalıdır. Çünkü yaşamın en büyük mücadeleleri çoğu zaman bir dojo’nun ahşap zemininde değil, gündelik hayatın görünmez sınavlarında verilir.

Bu nedenle eski ustalar, karakter eğitiminin teknik eğitimden daha önemli olduğunu öğretmişlerdir. Karate-Do’nun temel amacı güçlü savaşçılar yetiştirmekten önce, erdemli insanlar yetiştirmektir. Dojo kun olarak bilinen ahlaki prensiplerde yer alan saygı, dürüstlük, özdenetim, sabır ve sürekli gelişim anlayışı da bu yaklaşımın yansımasıdır.

Hayatın ilginç bir dengesi vardır: İnsan çoğu zaman sahip olduğu değerlerin zıttı ile sınanır.

Cesursanız, karşınıza korkaklık çıkabilir.

Merhametliyseniz, zalimlikle karşılaşabilirsiniz.

Sadıksanız, vefasızlıkla yüzleşebilirsiniz.

Fedakârsanız, nankörlükle imtihan olabilirsiniz.

Dürüstseniz, yalan ve hileyle karşılaşabilirsiniz.

Sabırlıysanız, aceleciliğin ve tahammülsüzlüğün ortasında kalabilirsiniz.

Bu durum ilk bakışta adaletsiz gibi görünse de Karate-Do’nun bakış açısı farklıdır. Çünkü bir erdemin gerçek değeri, ancak onun karşıtıyla karşılaştığında ortaya çıkar. Cesaret, tehlikenin olmadığı yerde değil; korkunun varlığına rağmen doğru olanı yapabilme gücünde anlam kazanır. Merhamet, iyilik görenlere karşı gösterildiğinde değil; öfke ve kırgınlık anlarında korunduğunda gerçek niteliğine ulaşır.

Budo geleneğinde karakter, rahat zamanlarda değil, zorluk anlarında şekillenir. Tıpkı çeliğin yüksek sıcaklıkta dövülerek güçlenmesi gibi, insan da karşılaştığı güçlüklerle olgunlaşır. Her başarısızlık sabrı öğretir. Her hayal kırıklığı tevazuyu hatırlatır. Her engel azmi geliştirir. Her mücadele ise insanın kendisini biraz daha tanımasına vesile olur.

Karate-Do tarihinde büyük ustaların yaşamlarına bakıldığında da benzer bir anlayış görülür. Gichin Funakoshi, karateyi yalnızca bir savunma sistemi olarak değil, karakter geliştirme yolu olarak tanımlamıştır. Onun sıkça aktarılan yaklaşımına göre Karate’nin nihai amacı zafer kazanmak değil, insan karakterini mükemmelleştirmeye çalışmaktır. Bu anlayış, günümüzde de geleneksel Karate-Do’nun temel felsefi direklerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Dojo içerisinde yapılan her selamlama, yalnızca bir gelenek değildir. Rakibe, eğitmene, çalışma arkadaşına ve öğrenme sürecine duyulan saygının sembolüdür. Sessizlik içerisinde yapılan her tekrar, yalnızca teknik gelişim değil; zihinsel disiplinin inşasıdır. Yüzlerce kez yinelenen bir kata, yalnızca bedenin değil, zihnin ve ruhun da eğitildiği bir çalışma hâline gelir.

Bu nedenle Karate-Do’nun yolu uzun ve sabır isteyen bir yoldur. Siyah kuşak çoğu zaman bir son değil, gerçek öğrenmenin başlangıcı olarak görülür. Çünkü ustalık, başkalarını yenebilmekten çok, kişinin kendi öfkesini, kibrini, korkularını ve zaaflarını yönetebilmeyi öğrenmesidir.

Yaşam boyunca karşılaştığımız insanlar da bir bakıma görünmez öğretmenlerdir. Korkaklar bize cesaretin değerini hatırlatır. Zalimler merhametin önemini gösterir. Vefasızlar sadakatin kıymetini öğretir. Nankörlük fedakârlığın anlamını sorgulatır. Bu deneyimlerin her biri, doğru değerlendirildiğinde karakter gelişiminin bir parçasına dönüşür.

Karate-Do’nun öğrettiği en önemli gerçeklerden biri şudur: Dış dünyayı tamamen kontrol etmek mümkün değildir; ancak kendi tutumlarımızı, davranışlarımızı ve seçimlerimizi geliştirmek mümkündür. Gerçek güç, başkaları üzerinde kurulan hakimiyette değil, kişinin kendi benliği üzerindeki hakimiyetinde saklıdır.

Bu nedenle yaşamın zorlukları karşısında yılmadan ilerlemek, erdemleri şartlar ne olursa olsun koruyabilmek ve her gün dünden daha iyi bir insan olmaya çalışmak, Karate-Do’nun ruhunu oluşturan temel anlayıştır.

İnsan çoğu zaman sahip olduğu değerlerin zıttı ile sınanır. Fakat bu sınavlar, değerlerimizi kaybetmemiz için değil; onları ne kadar içselleştirdiğimizi göstermemiz için vardır. Budo’nun sessiz bilgeliği de tam olarak burada ortaya çıkar: Karşımıza çıkan her engel, doğru değerlendirildiğinde gelişim için bir fırsata dönüşebilir.

Ve nihayetinde Karate-Do’nun yolu, rakipleri yenme sanatı değil; karakteri olgunlaştırma, insanı insan yapan erdemleri koruma ve yaşam boyunca kendini geliştirme yoludur. Çünkü gerçek zafer, başkalarına karşı kazanılan değil, insanın kendi iç dünyasında elde ettiği zaferdir.

Sensei Yakup MELETLİSİYAHKUŞAK, Oss

Etiketler:
Japon savaş sanatları geleneğinde sıkça vurgulanan bir anlayış vardır: İnsan, gerçek rakibini dışarıda değil, kendi içinde aramalıdır. Çünkü yaşamın en büyük mücadeleleri çoğu zaman bir dojo’nun ahşap zemininde değil, gündelik hayatın görünmez sınavlarında verilir.

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.