Bir Karate Neferinin Emaneti
BİR KARATE NEFERİNİN EMANETİ
Bazı insanlar vardır; hayatları boyunca makamların değil, davalarının peşinden yürürler. Onlar için önemli olan görünmek değil, iz bırakmaktır.
Karate camiasında da böyle insanlar gelip geçmiştir. Kimi şampiyon yetiştirmiş, kimi bir kulübün temelini atmış, kimi de sessiz sedasız bu sporun gelişmesi için ömrünü vermiştir.
Bugün bu satırları yazarken, yıllarını karateye adamış eski bir karate neferinin hatırasını ve bıraktığı emaneti temsil etmenin sorumluluğunu hissediyorum. Bu nedenle yazacaklarım bir tarafı savunmak ya da bir başka tarafı eleştirmek amacı taşımıyor. Çünkü kişilerden önce düşünmemiz gereken daha büyük bir değer vardır: Karate camiasının saygınlığı.
Son günlerde yaşanan tartışmalar, camiamızın birçok ferdini olduğu gibi beni de düşündürmüştür. Fikir ayrılıkları, farklı bakış açıları ve eleştiriler her kurumda olabilir. Hatta zaman zaman bunlar gelişimin bir parçasıdır. Ancak mesele sadece ne söylediğimiz değil, nasıl söylediğimizdir. Çünkü kullanılan dil, verilen mesaj kadar önemlidir.
‘Karate; sabrın, disiplinin, saygının ve öz denetimin öğretildiği bir yaşam okuludur.’
Karate, yalnızca teknik öğrenilen bir spor değildir. Karate; sabrın, disiplinin, saygının ve öz denetimin öğretildiği bir yaşam okuludur. Dojo kapısından içeri giren her öğrenciye önce rakibine, hocasına ve kendisine saygı duyması öğretilir. Yıllarca bu anlayışla yetişen insanların, hangi görevde bulunursa bulunsun bu değerlere sahip çıkması beklenir.
Bugün yönetici konumunda bulunan insanlar yalnızca bir makamı temsil etmiyor. Onlar aynı zamanda genç sporcuların gözünde birer örnek, antrenörlerin gözünde birer rehber ve camianın dışarıya açılan yüzüdür. Bu nedenle yaşanan her gelişme, yalnızca belirli kişiler arasında kalmamakta; bütün karate ailesini ilgilendirmektedir.
Bundan sonra nasıl bir karate camiası bırakmak istiyoruz?
Belki de hepimizin kendisine şu soruyu sorması gerekir: Bundan sonra nasıl bir karate camiası bırakmak istiyoruz? Tartışmalarla yıpranmış bir yapı mı, yoksa farklı düşüncelere rağmen aynı hedef etrafında birleşebilen güçlü bir aile mi?
Geçmişe dönüp baktığımızda karateye emek veren büyüklerimizin çoğunun ortak bir özelliğini görürüz. Onlar, kişisel meselelerini camianın menfaatlerinin önüne koymamaya çalışmışlardır. Çünkü bilirlerdi ki karate, herhangi bir kişinin isminden daha büyüktür. Makamlar değişir, görevler sona erer, insanlar gelir gider; fakat geriye bırakılan eserler ve hatıralar kalır.
Eski bir karate neferinin izinden yürüyen biri olarak en büyük arzum; bu sürecin kazananının ya da kaybedeninin kişiler değil, karate camiası olmasıdır. Çünkü gerçek başarı bir tartışmayı kazanmak değil, ortak değerlere zarar vermeden çözüm üretebilmektir.
‘Ayrı düşünsek de ortak sevdamız birdir!’
Bugün her zamankinden daha fazla sağduyuya, karşılıklı anlayışa ve yapıcı bir dile ihtiyaç duyuyoruz. Hepimiz aynı tatamide ter döken, aynı sporun çatısı altında buluşan insanlarız. Ayrı düşünsek de ortak sevdamız birdir: Karate.
Dilerim ki yarınlar, bugünün tartışmalarıyla değil; yetişen başarılı sporcularla, uluslararası başarılarla, gençlere kazandırılan değerlerle ve camiamızın birlik ruhuyla anılsın. Çünkü karateye gönül verenlerin gerçek mirası, geride bıraktıkları kırgınlıklar değil; yetiştirdikleri insanlar ve yaşattıkları değerlerdir.
Kalemimi tam da bu düşünceyle noktalıyorum. Bir tarafın değil, karate ruhunun yanında durarak…
Çünkü bazı emanetler vardır; onları korumanın yolu ses yükseltmekten değil, ortak değerlere sahip çıkmaktan geçer.
Timuçin KARAHAN – 𝚂𝙸̇𝚈𝙰𝙷𝙺𝚄𝚂̧𝙰𝙺