Eski Türk’lerin Genel Sağlık ve Savaş Sanatlarında Çigong – 7
Yeni yazı dizisi: Bölüm:7
ESKİ TÜRK’LERİN GENEL SAĞLIK VE SAVAŞ SANATLARINDA ÇİGONG.

- Zaman anlamında: Eski Türkler günün başlangıcını, başkaları gibi gece 12’de değil, sabah en erken, güneş doğarken başlatırdı. ‘Tan attı’ deyimi buradan gelir. ‘Tan’ ismi; doğan, doğuran, ilk adım! Anlamında kullanılırdı. Türkler ‘Tan’ adını çocuklarına vermekten onur duyarlardı. Yeni bir günün başlaması, umut, aydınlık ve yenilenmeyi çağrıştırdığı için kız ya da oğullarına verilen bu isim, ketumluk ve güvenilirlik aynı zamanda sağduyulu ve cesaretli anlamlarına gelir.
- Yön anlamında: Mutlaka doğuya dönülürdü. Doğuya eski Türkçede ‘ilgärü’ denir. Bu terim de hem ön hem de ‘kutsal yön’ demektir. Türk Hakanının çadırının kapısı bile bu yüzden daima doğuya bakardı. Arap dinine yönelince ‘kıble’ inancıyla bu adet de zamanla terk edildi. Oysa her dinin kutsalı farklıdır. Arapların dinine göre ‘kıble! Türklerin dinine göre ‘doğu’ Çinlilerin dinine göre ‘en kutsal ve en yüce yön Güney’dir. Kızılderili (Amerika Yerlisi) kültürlerinde tek bir yön değil, dört coğrafi yönün tamamı birden kutsal kabul edilir.
Ne yazık ki Türkler islamla tanışınca özlerini, örf adet ve dinsel geleneklerini terk ederek tamamen araplaşmaya başladılar.
- Duruş anlamında:
Türkler dua ederken ayakta ve dimdik dururlardı. Diz çöküp yere kapaklanma İslamiyet’te günlük ve zorunlu bir ibadet (Namaz) iken; Hristiyanlık, Yahudilik ve Doğu dinlerinde (Budizm) daha çok özel ayinler, tövbeler ve derin saygı anlarında kullanılır. Ama Türkler ne yere çöker ne de yere kapaklanırdı. Sadece ellerini kalplerine götürüp başlarını saygıyla eğerlerdi. Hatta O dönem ki Mete han, yere kapaklanıp saygı belirten bir Budiste ‘Yer de ne ararsın be adam! Her ne ararsan göktedir. Yere sadece itler yayılır!’ Dediği rivayet edilir. Türkler hiçbir zaman yere diz çöküp, alın koymazlardı. Diz üstü çöküp yere alın koyma Araplardan sonra geldi, eskisinde yoktur. Türkler asla diz çökmezler! Hele hele alın asla yere konmaz!
Türkler öne baş eğerken; gözler yarı aralık ve güçlü kalınır. Göğüs alabildiğince açık durumdadır. Her sabah duası gün boyu bedensel ruhsal ve zihinsel anlamda güçlü kalabilmek için bütün herkes için vaz geçilmezdi.
Bu davranış biçimi de Arap diniyle tanışılınca ‘namaza gün doğumu değil, gecenin ufukla ayrılacağı an’a’ geriye çekilmiştir. Güneş doğunca Araplara göre namaz geç kalmış sayılır. Türkler içinse güneş; her şeydir! Güneşin bereketi, sıcaklığı ve aydınlığı kalpleri; ürünleri ve yer yüzündeki canlı varlıkların doğumu demekti. Onun için ‘tan’ her şey demektir!
Önce yere, sonra göğe, sonra güneşe üç kez hafifçe eğilmeler yapılır. Bu eğilmeler ‘Üçlü Yükünme’ anlamına gelir. Beslenme, güçlenme, üstlenme, giyme anlamında dır.
- Söz ve Eylem konumunda:
Eline biraz kımız veya süt alıp parmakla göğe ve dört yöne serpmekle başlanır. Buna ‘Saçı Saçmak’ denir. Bugün Kazaklar hala bu eylemi, yolculuk öncesi yaparlar.
Söylenen sözün kalıbı Orhun Yazıtlarından biliniyor:
‘Üze kök tengri, asra yagız yir…’ Anlamı: ‘Üstte mavi gök, altta yağız yer var oldukça…’ diye devam eder.
Yani bu uzun bir dua değil, kısa bir ant ve şükürdür. Dua etmek Türklere göre zavallılık ve dilencilik olarak görülürdü.
Mehmet Nesimi YILMAZ – SİYAHKUŞAK
Devam edecek..
Kuzey Ege Tai chi ve Çigong sanatları platformu ‘ Kadim şifa sanatları ve Türkler!’ Adlı paylaşımlarından alınmıştır.