AY KIZ. TENGRİ’NİN YER YÜZÜNDEKİ GÖLGESİ
AY KIZ. TENGRİ’NİN YER YÜZÜNDEKİ GÖLGESİ
Ay kız henüz on beşindeydi. Ama Göktürkler obasında bu yaş, çocukluk sayılmazdı.
Birden çok uzaklardan zirvedeki gözcü bağırdı:
‘Düşman!’
Erkeklerin bir kısmı seferdeydi. Obada kalanlar hızla toparlandı. Daha çok yaşlı, çocuk ve kadınlar..
O da yayını aldı. Parmakları titremiyordu; çünkü bu anı çocukluğundan beri çalışmıştı.
Atına tek hamlede bindi. Dor at sanki keyif aldı bu atlayıştan. Hafiften kişnedi..
Rüzgâr yüzüne vururken annesinin sözünü hatırladı:
‘Önce mesafeni koru. At senin kanadındır. Ona güven!’
Karşıdan gelen atlılar hızla yaklaşıyordu. Çopur yüzleri ve kıl dolu suratları yanı yanık neredeyse belliydi.
Ay kız, sürüsünü çadırların arkasına yönlendiren küçük kardeşine son bir bakış attı. Daha 10 yaşındaydı lakin yüreği kocaman..
Sonra dizginleri usulca gevşetti.
At tam hızdayken gövdesini yana yatırdı, yayı kaldırdı.
Nefesini tuttu.
Bilekleri çekil oldu, sırtı Tanrı dağı!
Ve ok fırladı. Vınn diye yırttı ortalığı.
Öndeki saldırgan atından sendeledi. Anlayamadı bile ne olduğunu, atından ölü bir çakal gibi düşerken. Diğerleri dağıldı. Öndekinin ölümü yüreklerini titretmişti anında..
Lakin, bu bir meydan savaşı değildi; vur-kaçtı. Çopur yüzlü ve kıl dolu suratlı, yanık yüzlü haydutların ansızın kancıkça yaptığı bir baskın.
O an da uzakta bir kurt uludu..
Yakındaki çakallar telaşla kaçıştılar.
Bir atlı fazla yaklaşmıştı, Ay kıza.
Yay artık yavaştı, bu mesafede.
Kız, bu kez dizginleri çekip ani bir dönüş yaptı.
At şöyle bir hilal yaptı ardındaki soysuzlara, toynaklar toprağı eşelerken
bu kez belindeki kısa kılıcı hışımla ve yaşından umulmayacak bir hızda çekti.
Atlar çarpışacak kadar yaklaştı.
İki kılıç havada öldüresiye çarpıştı. Kıvılcımlar metrelerce yukarı sıçradı.
Çelik sesleri bozkırın sabah sessizliğini yardı, geçti.
Tek bir hamle.
Sağlam bir denge.
İleri doğru itme.
Ve saldırgan geri çekildi.
Karşıda ay kız..
Henüz on beşinde
Yiğit, cesur ve diri!
Çopur yüzlü eşkıya ise ardında it sürüsü, korkak ve şaşkın!
Obadaki diğer kadınlar da at üzerindeydi.
Geliyordu geriden dolu dizgin ve düşmana amansız..
Yaaaaaaahhh!
Onlarca toynak sesi ovayı inletti bu kez.
Bu sadece onun savaşı değildi.
Bu; mağdurun, özgürlüğün ve öz güvenin birleştiği gürül gürül akan çağlayanın sesiydi.
Yetişenlerle birlikte yarım ay şeklinde açıldılar — bozkır taktiği idi bu!
Yarım ay açıl, düşmanı içeri al..
Tam Türk taktiği!
Tıpkı kurt taktiği..
Oklar aralıklı yağdı, durdu hilalin içindeki çapulcuların yüreksiz döşlerine.
Saldırganlar ganimet ummuştu;
lakin karşılarında savunmasız bir oba değil,
savaşmayı bilen bir topluluk bulmuşlardı. Yaşları küçük, yürekleriyse bir dünya!
Bir süre sonra geri çekildi çapulcular geride 11 leş bırakarak!
Atının terli boynuna eğildi, ay kız.
Kalbi hızlı atıyordu ama gözleri sakindi.
O artık sadece bir kız değildi.
Obasını savunmuştu. Ve o gün gencecik bir şavaşçı doğmuştu.
Alttaki doru at gururla kişnedi.
Uçsuz bucaksız bozkırın yeşil otları rüzgarla sallandı.
Sanki yemyeşil ova kızın bu cesurluğunu selamlıyordu!
Akşam olduğunda ateş başında bu baskın anlatılacaktı.
Belki bir gün bir destanın içinde adı geçmeyecekti.
Ama bozkırda bilinecekti artık:
‘Güç, gerektiğinde ortaya çıkar! yeter ki sabret ve çalış!’
Ve o güç, kadın ya da erkek diye ayrılmaz, Türk obasında!
Çünkü Türk; kadın ya da kız, erkek yada bala hep aynı ruh, aynı ahlak ve aynı kumaş.
Türk; ahlak demekti!
Türk, hak ve adalet demekti!
Türk, eşinin yanında yan yana yürümek ve sırt sırta vermek demekti!
Biri yoksa diğeri cihannüma demekti!
Akşam olduğunda obanın tam ortasında dev bir ateş yakıldı.
Gökte Tengri altta evlatları, puslu dağlarında bozkurt ulumalarıyla
O gün obada genç bir kızın nasıl bir savaşçı olduğu ve yiğitliği ve sarsılmazlığı,
Kımızlar eşiğinde kutlandı.
Ve ay kızın dor atı, uzaktan keyifle kişnedi.
Ay kız ve Türk savaşçısı/Mehmet Nesimi YILMAZ