Karate-Do’nun Aynasında Kendimize Bakmak

Yakup MELETLİ

KALEMİMİN İZİNDE
BU KONUYU SOSYAL MEDYA HESAPLARINDA PAYLAŞ

KARATE-DO’NUN AYNASINDA KENDİMİZE BAKMAK

Bir insanın gerçek kuvveti yumruğunun sertliğinde değil, öfkesini dizginleyebildiği anda saklıdır.

Sensei Yakup MELETLİ

Sensei Yakup MELETLİ

İşte bu yüzden Shotokan Karate-Do, öğrencisine ilk olarak yumruk atmayı öğretmez; önce kendi öfkesini tanımayı, onu kontrol etmeyi ve nihayetinde onu aşmayı öğretir. Çünkü Karate-Do’nun özü, başkasını mağlup etmekten çok, insanın kendi içindeki karanlığı aydınlatma mücadelesidir. En çetin savaş, dışarıdaki rakiple değil; insanın kendi nefsi, kibri, hırsı ve öfkesiyle verdiği görünmez savaştır.

Karate-Do’nun kurucusu Gichin Funakoshi, “Karate’de ilk saldırı yoktur.” sözüyle yalnızca teknik bir prensip ortaya koymamış; aynı zamanda insanın karakterini inşa eden ahlâkî bir medeniyet anlayışını ifade etmiştir. Çünkü gerçek savaşçı, gücünü sergilemek için değil; gerektiğinde onu kullanmamayı başarabilmek için yetişir. Kuvvet, iradeyle birleşmediği sürece yalnızca kaba bir enerjidir. İrade ise ancak ahlâkla anlam kazanır.

Shotokan Karate-Do’nun temelini oluşturan Dōjō Kun, sadece dojo duvarlarına asılan birkaç öğüt değildir. O ilkeler, ömür boyu sürecek bir karakter eğitimidir. Karakteri mükemmelleştirmek, doğruluk yolundan ayrılmamak, gayreti sürekli kılmak, başkalarına saygı göstermek ve şiddetten uzak durmak; yalnızca antrenman salonunun değil, hayatın her alanının temel disiplinidir.

Bu nedenle Karate-Do, tekniklerin toplamı değildir.

Karate-Do, insan olma sanatıdır.

Bugün ne yazık ki sosyal medya ortamlarında yaşanan tartışmalar, hakaretler, küçümseyici ifadeler ve kişilikleri hedef alan söylemler; yarım asrı aşan emeklerle oluşmuş Karate-Do kültürüne zarar vermektedir. Oysa düşünce ayrılıkları hayatın tabii akışının vazgeçilmez bir parçasıdır. Demokratik toplumlarda yönetimler eleştirilebilir; kararlar sorgulanabilir; tüzükler tartışılabilir. Bilim de zaten hakikate ulaşabilmek için eleştirel düşünceyi esas alır. Farklı fikirler, gelişmenin ve ilerlemenin en önemli dinamiklerinden biridir.

Ancak eleştiri ile hakaret arasında aşılması mümkün olmayan ahlâkî bir çizgi vardır.

Fikirler tartışılabilir.

İnsan onuru tartışılamaz.

Hiçbir görüş ayrılığı, hiçbir makam mücadelesi, hiçbir yönetim tartışması; bir insanın şahsiyetini hedef alan ifadeleri meşru hâle getiremez. Çünkü Karate-Do’nun özü, başkalarını incitmek değil; önce kendi nefsini terbiye etmektir. Nefsine hâkim olamayan bir insanın teknik ustalığı ne kadar büyük olursa olsun, Karate-Do’nun ruhuna yaklaşması mümkün değildir.

Bugün her Karateka’nın kendisine sorması gereken sorular vardır:

Ben nasıl konuşuyorum?

Ben kimi temsil ediyorum?

Benim sözlerim, benden sonra gelecek nesillere nasıl bir miras bırakıyor?

Çünkü bizi yalnızca rakiplerimiz izlemiyor.

Bizi binlerce çocuk…

Binlerce genç sporcu…

Binlerce aile…

Ve henüz Karate-Do yolunun başındaki öğrenciler izliyor.

Onlar ilk olarak yumruğumuzu değil, karakterimizi öğreniyorlar.

Ayağımızın yüksekliğini değil, sözümüzün ağırlığını örnek alıyorlar.

Tekniğimizden önce nezaketimizi, derecemizden önce tevazumuzu görüyorlar.

Sosyal medyada yazılan her cümle, aslında geleceğin Karate kültürünün tuğlalarından biridir. Bugün kurduğumuz her cümle, yarının dojo atmosferini; yarının antrenörünü; yarının hakemini ve yarının sporcusunu şekillendirecektir. Bu nedenle dijital ortamlar da artık birer dojo sorumluluğu taşımaktadır. Parmaklarımızla yazdığımız kelimeler de en az yaptığımız teknikler kadar karakterimizi temsil etmektedir.

Özellikle ömrünü Türk Karate-Do’sunun gelişmesine adamış büyüklerimize yönelik kullanılan kırıcı ifadeler, yalnızca kişileri değil; ortak hafızamızı da incitmektedir. Çünkü bir spor kültürü, sadece şampiyonlardan değil; aynı zamanda fedakârlıklarıyla yol açan öncülerden oluşur. Bugün üzerinde yürüdüğümüz yol, dün nice insanın sessiz emeği, sabrı ve fedakârlığıyla inşa edilmiştir.

Bir büyüğünü küçümseyen kişi, aslında kendi geleceğinin köklerini zayıflatır.

Çünkü gelenek, yalnızca geçmişi korumak değildir; geleceğe karakter taşıyabilmektir.

Karate-Do yemininde yer alan;

“Kuşağım ilerledikçe hocalarıma saygı göstereceğime ve Karate-Do’nun değerlerine bağlı kalacağıma yemin ederim.”

ifadesi, törensel bir metin olmanın çok ötesindedir.

Bu söz, bir ömür boyu taşınması gereken ahlâkî bir sorumluluktur.

Çünkü kuşaklar değişebilir.

Görevler değişebilir.

Yönetimler değişebilir.

Ancak karakter değişmemelidir.

Gerçek ustalar, en yüksek sesle konuşanlar değildir.

Gerçek ustalar, en büyük öfkeyi sessizlik içinde yönetebilenlerdir.

Gerçek liderler, ayrılıkları büyüten değil; ortak değerleri çoğaltabilen insanlardır.

Gerçek Karatekalar ise kazandıkları madalyalarla değil, ömürleri boyunca koruyabildikleri vakar, tevazu ve ahlâkla hatırlanırlar.

Bugün Türk Karate-Do’sunun ihtiyacı yeni cepheler açmak değildir.

İhtiyacımız yeni tartışmalar üretmek değildir.

İhtiyacımız dijital meydan savaşları hiç değildir.

İhtiyacımız; aynı tatamide ter döken insanların yeniden aynı ideal etrafında buluşabilmesidir.

Çünkü yarım asrı aşan dostluklar, aynı dojo çatısı altında paylaşılan emekler, sayısız antrenmanda dökülen alın teri, millî bayrağımızı uluslararası arenalarda dalgalandırmak uğruna verilen mücadeleler; birkaç sosyal medya paylaşımının gölgesinde unutulacak kadar değersiz değildir.

Türk kültürünün kadim hikmeti, “Kol kırılır, yen içinde kalır.” der. Bu söz, hataların üzerini örtmek anlamına gelmez; sorunları, birbirimizi incitmeden; vakar, hikmet ve sorumluluk içinde çözebilme olgunluğunu ifade eder. Çünkü Karate-Do’nun yolu, öfkenin değil; irfanın yoludur.

Unutulmamalıdır ki Shotokan Karate-Do, yalnızca bir mücadele sanatı değil; insanın kendini aşma yolculuğudur. Bu yolculukta en büyük zafer, rakibin omuzlarını yere sermek değil; nefsin sesini susturabilmektir. En büyük derece siyah kuşak değil; yüksek ahlâktır. En büyük madalya ise ardında güzel bir isim, sağlam bir karakter ve örnek bir hayat bırakabilmektir.

Ve belki de Karate-Do’nun bütün öğretisini tek cümlede özetlemek mümkündür:

Saygının bittiği yerde teknik kalabilir; fakat Karate-Do artık orada yaşamaz.

Yazan: Sensei Yakup MELETLİ

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.