QİNLONG’UN İNCİSİ VE KARAGÖL EFSANESİ – 2
QİNLONG’UN İNCİSİ VE KARAGÖL EFSANESİ
𝕐𝕖𝕟𝕚 𝕪𝕒𝕫𝕚 𝕕𝕚𝕫𝕚𝕤𝕚: 𝟚
‘Elindeki uzun sopasına sıkı sıkı sarılan rahip, korku dolu gözlerle kendisini izleyen köylülere elini uzatarak ‘ Her kim kaybolan o inciyi bulursa dünyanın en zengini olacak aynı zamanda bütün hastalıkların şifa bilgeliğini de öğrenmiş olup, ölümsüzlüğe ulaşacak’. dedi.
Ancak kimse o dağa çıkmaya cesaret edemedi.
Çünkü söylentiye göre zirvede sadece uğultulu korkunç sesli rüzgârlar ya da korkunç şimşekler değil, insanların bedenleriyle karışık ruhlarını da yiyen kötü ruhlar da dolaşıyordu. Aynı zaman da o karanlık, sisli ve uğultulu engebelikte inciyi bulup ejderhaya götürmek hem kıvrak bir zeka hem de büyük bir cesaret gerekiyordu. Ve kimse de bu vasıflar hemen hemen yok gibiydi.
Ama çömlekçi genç Lin annesini kurtarmak için ödüle ihtiyacı olduğunu biliyordu. Sabah olmadan küçük bir fener, birkaç pirinç keki ve kırık çömlek parçalarından yaptığı tılsımları küçük çıkınına koyup hemen yola çıktı. İçinde büyük bir korku vardı ama annesi çok hastaydı. Onun iyileşmesi için de her şeyi göze almak zorundaydı. Bütün bu olumsuzluklara karşın korkusunu yenmekten başka çaresi de yoktu.
Dağa tırmandıkça sis yoğunlaştı. Ortalık çok yoğun sisli, ıslak ve nemliydi. Nem dolu buhar dalgası her tarafı sarmış göz gözü görmüyor, yerler nemden dolayı kaygan bir hal almıştı. Genç lİn, bir eliyle gözlerini siper etmiş bir eliyle de çalı, çırpı ve yerlere kadar uzanan ağaç dallarından sakınarak sendeleye sendeleye dağı tırmanmaya çalışıyordu. Bir süre bu şekilde ilerlerken sislerin arasından korkunç bir kahkaha sesi geldi.
O an da adeta kanı dondu, dudakları ve boğazı kupkuru oldu. Kalbi kür küt atmaya başladı. Duyduğu kahkaha bir insan sesinden çok, uğursuz ruhların ölüm kokan yankılamaları gibiydi.
Korkuyla yürürken birden önüne yaşlı bir kadın çıktı. İki büklüm durumdaki yaşlı kadın sırtında ağır odunlar taşıyordu. “Genç adam,” dedi kadın, “biraz yardım eder misin?” Kadının gözleri simsiyah nokta şeklinde, göz akları ise kıpkırmızıydı. Avurtları çökmüş, kemikleri çıkmış durumda üfürsen uçacak gibi zayıf ve cılız bir görünümü vardı. Kafasındaki şapka eski püskü şekli değişmiş, saçları ise dizlerine kadar uzanan kirli ve karmakarışıktı. O ince ve kuru bedeniyle kalın odunları nasıl taşıdığı ise bir muammaydı.
Genç Lin zaten çok yorgundu. Aynı zamanda az önceki kahkahadan sonra korkudan dizlerinin bağı çözülmüş, sanki bütün enerjisi yitip gitmişti. Artık geriye de dönemezdi.
Bu saatte, bu kuytulukta bu yaşlı kadın kimdi?
Ne arıyordu buralarda?
Kuş uçmaz, kervan geçmez bu tehlikeli dağ başında bu yaşlı kadın tek başına nasıl var olabilirdi?
Genç Lin bunları hızla kafasından geçirdi ve..
– ‘Ey tatlı kadın! Güzel teyzem! Sen bu korkunç yalnızlık ve çaresizlik içinde ne yapıyorsun burada?
Bu kadar odunu nasıl taşıyabiliyorsun?
Kimin kimsen yok mu?
Dur sana yardım edeyim. Madem senin bir evladın yok bak ben sana evlat olarak yardım edebilir, odunlarını istediğin yere kadar taşıyabilirim.’ Dedi.
Ve yaşlı kadının odunlarını taşımasına yardım etti.
Sislerin arasında, fısıltılı sesler ve kaygan zeminde sendele sendeleye önde genç Lin, arkada yaşlı kadın zirveye vardıklarında kadın ona dönüp, gülümsedi.
Yaşlı kadının gülümsemesi bir acayipti, doğrusu. Simsiyah göz bebekleri ve kıpkırmızı göz çevresiyle delici bakışlarıyla genç lin’ in tam içine saplanıyordu sanki. Derken yaşlı kadının gözleri bir anda altın gibi parladı..’
Devam edecek…